Unutmadan

11 Nisan 2016

bütün bu kalabalık ve gürültü içinde kendi iç sesini duyamayan ve sürekli başkalarına göre yaşayıp yol almaya çalışan ama ilerlemek yerine gerileyen kent insanı için bir hayal olan kelimedir “arınmak”. bence tabi!

zihinsel arınma olarak diyebilirim ki en esas durum dış etkenlerden kurtulmaktır. arınmak için kendimizden daha büyük ve yüce bir gücün varlığına inanmak zorunda değiliz. kendi içimizde bulunduğumuz durumu, günlük hayatta nerde, nasıl, kiminle ne yaşadığımızın farkına vardığımızda, yani kendi zihnimizin çalışma prensibine vakıf olduğumuzda zaten çözüm üretmeye başlayacağız. ha amaç arınmak değilse, buyrunuz kirleniniz.

kabuğu gider de özü kalır insanın, arınır. zihinsel olarak arınmadan, farkına varamadan ölürseniz çok da dert etmeyin, öldükten 24 saat sonra istemeseniz de arınmaya başlıyorsunuz. kemiklerinize kadar…

aklıma gelmişken bahsetmeden duramayacağım bir erdem daha var; fedakarlık! biraz demode bir erdem ama olsun.

fedakarlık genelde olumlu gözükür gözümüze, gönlümüze. ancak sana, gerisin geri dönecek bir şeytandan başka bir şey değildir.

bu noktada önemli olan özveridir. öz’ünden verdiklerindir. feda edip de, kar beklediklerin değil.

ama o kadar eski zamanlara ait, o kadar naif ve kırılgan duruyor ki “özveri” , durduğu tozlu raftan çıkarmaya korkar oluyor insan.

“özveri” o tozlu rafta biraz daha bekleyiversin. ben bu yazıyı yazdığım manzaraları sizinle paylaşayım.

iyi seyirler.