Alzheimer

27 Mart 2015

Eylül 2010 – Mart 2012 tarihleri arasında üzerinde çalıştığım bir proje Alzheimer. Antalya’daki bir bakımevinde yaşayan kişilerin fotoğraflarından oluşuyor. Ortak noktaları Alzheimer. Geri getirmenin mümkün olmadığı anılarını bir fotoğraf karesinde de olsa ölümsüzleştirmeyi amaçladım. Başlangıç safhasında olan kişilerin yanında, son safhalara gelmiş kişiler fotoğraflandı. Bu fotoğraflarla Moon and Stars Project ve The American Turkish Society tarafından düzenlenen ‘Young Photographers Award’ yarışmasında birincilik ödülü, Trierenberg Super Circuit – Special Themes / Emotions-Human Relations kategorisinde altın madalya ve FIAP World Cup 2011’de Coeur Ivica Nikolac Kupası kazandım. Hepsinin ayrı hikayeleri var. Yazmaya kalksam sayfalar yeterli gelmez. Bu yüzden en çarpıcı olanları paylaşıyor, slaytla baş başa bırakıyorum sizi.

1-Münire Hanım (Babaanne)
Adının önüne geçmiş bir lakabı var: Babaanne… Duruşu , ses tonu, bakışı ona babaanne lakabından başka hiçbir lakabın yakışmayacağını haykırıyor. Elinde örgüyle fotoğrafçıyı karşılarken hem heyecanı hem de hayal kırıklıklarını bize yansıtıyor. Heyecanı, fotoğrafçıyı polis sanmasıyla başlıyor. Alt dişlerini gösteriyor ve onların çalındığını söylüyor. Biraz öfkeli biraz da masum bir tavırla hırsızların yakalanmasını ve dişlerine kavuşmayı istiyor. Fotoğrafçı, Münire Hanımı tam kalan üst dişlerini gösterirken yakalıyor. Hayal kırıklığı ise örgüyü gösterip kim için diye sorulduğunda titreyen bir sesle “Gelmedi mi çocuklar?” deyişinde saklı. Uzun cümle kurmuyor ama kurarsa mutlaka çocuklarına yer veriyor. Fotoğraf çekildikten üç ay sonra kalbine yenik düşüyor babaanne. Örgü yarım kalıyor.

2-Elif Müzeyyen Hanım (Aç Gözlerini)
Ankara hanımefendisi. Misafir ağırlamayı çok severmiş. Kızı anlatıyor evlerinde misafirin hiç eksik olmadığını. Bakımevinde de aynı şekilde karşılıyor ziyaretçilerini. Rahat etmeleri için her şeyi yapıyor. Fotoğrafçı ile 16 yıl önce kaybettiği ama her gün yeniden doğan eşi hakkında konuşurken çekiliyor fotoğraf.

3-Feride Hanım (Radyodaki ses)
Radyosu günboyu açık. Hep aynı istasyonu dinliyor. Yatarken tek istediği arada bir sinyali bozulsa da o radyonun çalışıyor olması. Pembe patikleri ne kadar eski vazifesini yerine getiremese de Feride Hanımın kış ayını sevmesinde büyük rol oynuyor. Bakımevine herkesten önce gelmiş. Gelenden çok gideni görmek üzüyor onu. Yumuşacık teni kalbinin yansıması. Saçları uzun yaşamın kısa anlatımı. Yemek yerken küçük bir kız oluveriyor. Şımarık ama bir o kadar şirin. Yemek için saçlarını ve yanaklarını okşatmayı şart koşuyor.

4-Bülent Bey (Yaşamın izleri)
İstanbulun soyu tükenmekte olan beyefendilerinden Bülent Bey. Onu ilk gördüğünüzde dikkatinizi çeken yüzündeki yaşam izleri oluyor. İzler, kendisine sımsıkı sarılma isteği doğurmasının yanında “bir dakika evlat orada dur hele” havasını en iyi şekilde hissettiriyor. Gözlerinden İstanbulu seyredebiliyorsunuz. Çoğumuzun sadece fotoğraflarda gördüğü siyah beyaz İstanbulu renkli gören gözler sizi kıskandırıyor. Dudaklarının iki yanından aşağıya doğru düşen iki iz, mutsuz bir suratı andırsa da Bülent Bey yaşadığı her anın tadını çıkarmasını biliyor. Çekmecesinde peçete biriktiriyor ve bunu büyük bir ciddiyetle yapıyor.

5-Melahat Hanım (Meydan Okuma)
Hayatının büyük bir kısmını Almanya’da yaşayarak geçirmiş. Göz göze geldiğinizde düşleriniz takılıyor bakışlarına. Biraz isyan biraz hüzün dolduruyor duruşu. Bir şeyler fısıldıyor buhulu sesiyle. Anlayabildikleriniz yanınıza kar kalıyor. Alzheimer, Melahat Hanımın içinde yatan sinsi bir karanlık gibi dursa da Melahat Hanım Almancasıyla hastalığa meydan okuyor.

6-Nazife Hanım (Diş Perisi)
İzmir hanımefendisi. Gözlerinin izin verdiği kadar dikiş dikmiş.Sesinin izin verdiği kadar şarkı söylemiş. Nazife hanım, insanın belli bir yaştan sonra en büyük rakibinin yine kendisi olduğunun en büyük kanıtı. Yaşına aldırmaksızın yaşıyor. Yüzündeki izler yaşadıklarının toplamı. Sürekli hareket ediyor, kendince uğraşlar çıkartıyor. Her hareketi varlığı sorgulatıyor. Dişlerinden biri düşmüş ama o farkında bile değil. Fotoğraf çekildikten üç gün sonra dişi bulunduğunda “Benim mi? Hiç farkında değilim” diyecek kadar tertemiz.

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir